Kişiliğin başlangıcı ve sonu, Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesinde iki cümleye sığdırılmış olmasına karşın pratikte hemen her dava dosyasını etkileyen bir kuraldır. Maddeye göre kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer; buna karşılık çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder. Böylece kanun cenine koşullu bir hak ehliyeti tanır: anne karnındaki çocuk mirasçı olabilir, kendisine bağış yapılabilir ve lehine haklar doğabilir; ancak bu hakların kesinleşmesi sağ doğum koşuluna bağlıdır.
Maddenin ikinci yüzü ise usul hukukunda görünür. Kişilik ölümle sona erdiğinden ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmaz ve bu durum dava şartı olarak mahkemece kendiliğinden gözetilir. Tapu iptali, alacak, tazminat ya da miras davalarında kayıt malikinin ya da davalının dava tarihinden önce vefat etmiş olması davanın usulden reddine yol açar. Bu nedenle dava açmadan önce nüfus kayıtlarının incelenmesi gerekir; süreci bir Çorum avukatı ile yürütmek yıllar süren bir yargılamanın taraf ehliyeti nedeniyle boşa çıkmasını önler.
TMK 28 Madde Metni (Tam Metin)
Konunun yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesidir. Maddenin tam metni şöyledir:
Madde 28 – I. Doğum ve ölüm
Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.
Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.
Madde metni, Adalet Bakanlığı mevzuat bilgi sisteminin konsolide metninden alınmıştır; bağlayıcı olan Resmî Gazete metnidir. Güncel hâli için Mevzuat Bilgi Sistemi.
Kişiliğin Başlangıcı: Sağ ve Tam Doğum ile Cenine Tanınan Koşullu Ehliyet
Kişiliğin kazanılması için iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir: doğumun tam olması ve çocuğun sağ doğması. Tam doğum, çocuğun anne vücudundan tamamen ayrılmasını ifade eder; sağ doğum ise ayrılma anında yaşıyor olmasını gerektirir. Yaşamın ne kadar sürdüğü önemli değildir; doğumdan kısa süre sonra ölen çocuk da kişilik kazanmış sayılır ve bu durum özellikle miras paylaşımında sonuç doğurur.
İkinci fıkra, doğum anından geriye doğru işleyen bir koruma kurar. Cenin, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetine sahip sayılır. Bu düzenlemenin amacı, miras bırakanın ölümü ile çocuğun doğumu arasındaki dönemde doğan hakların korunmasıdır; nitekim TMK 582. madde cenin sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur derken, ölü doğan çocuğun mirasçı olamayacağını da açıkça belirtir. Koşul gerçekleşmezse ehliyet hiç doğmamış sayılır ve geriye etkili biçimde ortadan kalkar.
İçtihat bu koşullu ehliyeti yaşam hakkı bakımından da değerlendirmiştir. Cenine tanınan hak ehliyeti, TMK 23. maddedeki hak ve fiil ehliyetinden vazgeçme yasağı ile birlikte okunduğunda, bu haktan ne hak sahibinin ne de onun adına hareket eden kanuni temsilcinin vazgeçemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Kişiliğin Sonu: Ölüm, Taraf Ehliyeti ve Ölü Kişiye Dava Yasağı
Ölümle kişilik ve buna bağlı hak ehliyeti sona erer. Usul hukukunda taraf ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin büründüğü şekil olduğundan, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmaz. Bu kural iki ayrı duruma göre farklı sonuç doğurur ve bu ayrımın kavranması davanın kaderini belirler.
Birinci durumda ölüm dava tarihinden öncedir. Bu hâlde ölü kişiye karşı dava açılamaz, dava ölü kişi adına da açılamaz ve eksiklik mirasçıların davaya dahil edilmesiyle giderilemez. Kararların istikrarla atıf yaptığı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu 04.05.1978 tarih, 1978/4 E. – 1978/5 K. sayılı kararı uyarınca, davanın açılmasından önce davalının yaşamını yitirmesi hâlinde davanın reddi gerekir ve ıslah yoluyla mirasçıların katılımıyla dava yürütülemez. İkinci durumda ölüm yargılama sırasında gerçekleşir; burada ölümle yasal bir taraf değişikliği meydana gelir, ölenin hak ve borçları külli halefiyet ilkesine göre mirasçılarına geçer ve mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı doğar.
Kişiliğin Başlangıcı ve Sonu Konusundaki Yargıtay Kararları
Aşağıda, kişiliğin başlangıcı ve sonu uygulamasına yön veren güncel Yargıtay içtihatlarının konusu ve vardığı sonuç özetlenmiştir:
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 16.06.2010 tarih, 2009/11806 E. – 2010/7278 K. sayılı kararı: Kararda TMK 8/1. maddedeki her insanın hak ehliyeti bulunduğu kuralı ile 28. maddedeki kişiliğin çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayacağı kuralı birlikte ele alınmıştır. Daire, kişiliğin hangi anda kazanıldığının, kişinin hak ve yükümlülüklere sahip olması ve hukuk düzenince korunması bakımından önem taşıdığını belirtmiştir. Kararda cenine koşullu olarak hak ehliyeti tanıyan TMK 28/2. maddenin amacının miras hukuku ve özel hukuk bakımından açılacak davalar yönünden önem taşıdığı, miras hukuku yönünden sağ olarak doğmayan ceninin mirasçı olamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 08.12.2021 tarih, 2020/342 E. – 2021/6946 K. sayılı kararı: Uyuşmazlıkta ana rahmine down sendromlu olarak düşmüş ve bu şekilde gelişmiş bir çocuk bakımından yaşam hakkından vazgeçilip vazgeçilemeyeceği tartışılmıştır. Daire, TMK 8, 23 ve 28/2. maddeleri birlikte uygulayarak yaşam hakkının vazgeçilmez ve devredilmez mutlak bir hak olduğunu, çocuğun bu hakkı sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü anda elde ettiğini belirtmiştir. Kararda hak sahibinin bu haktan vazgeçmesinin mümkün olmadığı gibi onun adına hareket eden kanuni temsilcisinin de vazgeçemeyeceği, down sendromlu olmanın haktan vazgeçmenin haklı sebebini oluşturmadığı ve TMK 28. maddenin engelli engelsiz ayrımı yapmadığı vurgulanmıştır.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 22.02.2023 tarih, 2022/6485 E. – 2023/1040 K. sayılı kararı: Kararda yine hak ehliyeti ile ehliyetten vazgeçme yasağı arasındaki ilişki kurulmuştur. Daire, TMK 8. maddenin her insanın hak ehliyeti bulunduğunu ve bütün insanların hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olmada eşit olduklarını düzenlediğini belirtmiştir. Buna 28. maddenin ikinci fıkrasındaki çocuğun hak ehliyetini sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde edeceği kuralı ile 23. maddedeki kimsenin hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemeyeceği kuralı eklenerek bütüncül bir koruma çerçevesi ortaya konmuştur.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 17.02.2025 tarih, 2024/1522 E. – 2025/847 K. sayılı kararı: Kararda TMK 28. madde ile miras hukukundaki özel hüküm birlikte değerlendirilmiştir. Daire, kişiliğin çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiğini ve çocuğun hak ehliyetini sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiğini belirtmiştir. Buna bağlı olarak TMK 582. maddeye göre ceninin sağ doğmak koşuluyla mirasçı olacağı ortaya konarak, iki hükmün birbirini tamamlayan yapısı gösterilmiştir.
- Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 28.11.2019 tarih, 2019/2152 E. – 2019/7969 K. sayılı kararı: Kararda cenin bakımından miras hukukunun temel kuralı açıkça ifade edilmiştir. Daire, TMK 28. maddeyi aktardıktan sonra 582. maddedeki düzenlemeyi hatırlatmıştır. Buna göre cenin sağ doğmak koşuluyla mirasçı olur; ölü doğan çocuk ise mirasçı olamaz. Böylece koşullu hak ehliyetinin sağ doğumla kesinleşeceği, aksi hâlde hiç doğmamış sayılacağı sonucuna varılmıştır.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.11.2023 tarih, 2022/747 E. – 2023/1080 K. sayılı kararı: Kurul, taraf ehliyetinin bir dava şartı olduğunu ve taraf teşkilinin sağlanmasının mahkemenin resen ele alması gereken konulardan bulunduğunu belirtmiştir. Kararda medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın davada taraf ehliyetine de sahip olduğu, bu nedenle taraf ehliyetinin kapsam ve sınırlarının Türk Medeni Kanunu’ndaki hükümlere göre belirleneceği vurgulanmıştır. Bu konudaki temel kurallar olarak her insanın hak ehliyeti bulunduğu, kişiliğin sağ ve tam doğumla başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düşme anından elde ettiği kuralları sayılmıştır.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 14.12.2012 tarih, 2012/17774 E. – 2012/25816 K. sayılı kararı: Kararda taraf ehliyetinin usul hukukundaki yeri ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Daire, taraf ehliyetinin davada taraf olabilme yeteneği olduğunu ve maddi hukuktaki hak ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olduğunu belirtmiştir. TMK 28. maddeye dayanarak gerçek kişilerin kişiliğinin ve hak ehliyetinin ölümle sona erdiği, dolayısıyla ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmadığı saptanmıştır. Kararda ayrıca içtihadı birleştirme kararına atıfla, davanın açılmasından önce davalının yaşamını yitirmesi durumunda davanın reddi gerektiği ve ıslah yoluyla mirasçıların katılımıyla davanın yürütülemeyeceği belirtilmiştir.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 01.10.2024 tarih, 2024/3441 E. – 2024/4191 K. sayılı kararı: Dava, tarafı dava tarihinden önce vefat etmiş bir kişi olan dosyaya ilişkindir. Daire, TMK 28. maddeye göre gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyetinin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin sona erdiğini belirtmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle kişiliği son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği ve aleyhine dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve karar bozulmuştur.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 24.12.2015 tarih, 2015/11137 E. – 2015/21066 K. sayılı kararı: Kararda mahkemenin bu eksiklik karşısında nasıl davranacağı somutlaştırılmıştır. Daire, her gerçek kişinin yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olduğunu, kişiliğin ve hak ehliyetinin ölümle sona erdiğini ve bu nedenle ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmadığını belirtmiştir. Dava tarihinden önce ölmüş bir kişiye karşı dava açılmış olması hâlinde, mahkemenin davalının taraf ehliyeti bulunmadığını öğrenmesi üzerine davayı o davalı yönünden dava şartı yokluğundan kendiliğinden reddetmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 19.01.2021 tarih, 2020/10566 E. – 2021/129 K. sayılı kararı: Kararda yargılama sırasında ölüm hâlinin sonuçları ele alınmıştır. Daire, TMK 28. maddeye göre ölümle kişiliğin son bulduğunu, ölü bir kişinin herhangi bir hakkın sujesi olamayacağını ve onun açmış olduğu davaya devam edilemeyeceğini belirtmiştir. Taraf ehliyetinin dava şartı olduğu ve varlığının davanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kararda ayrıca ölümle ölenin hak ve borçlarının külli halefiyet ilkesine göre mirasçılarına geçtiği ve mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı meydana geldiği ortaya konmuştur.
- Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 31.10.2012 tarih, 2012/11912 E. – 2012/12353 K. sayılı kararı: Davalı yargılama sırasında vefat etmiş, buna rağmen mahkeme ölü davalı hakkında hüküm kurmuş ve kararı mirasçılara tebliğ yoluyla kesinleştirmeye çalışmıştır. Daire, ölü bir kişiye karşı dava açılamayacağı gibi ölü kişi hakkında hüküm de verilemeyeceğini belirtmiştir. Ölümle yasal bir taraf değişikliği meydana geldiğinden davanın ölen tarafın mirasçılarına karşı yürütülmesi, mirasçıların davadan usulünce haberdar edilmesi ve hükmün kendileri hakkında verilmesi gerektiği; savunma imkânı tanınmayan mirasçılara tebliğ yoluyla kesinleştirme çabasının kamu düzenine ilişkin usul hükümlerine aykırı olduğu sonucuna varılarak karar bozulmuştur.
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 11.10.2010 tarih, 2010/3910 E. – 2010/4680 K. sayılı kararı: Tapu iptali ve tescil davasında pay maliklerinden birinin dava tarihinde ölü olduğu, ölüm tarihinin ve mirasçılarının ise saptanamadığı belirlenmiştir. Daire, tapu iptali ve tescil davalarının kural olarak kayıt malikine, kayıt maliki ölmüşse saptanacak mirasçılarına karşı açılacağını belirtmiştir. TMK 28. madde uyarınca kişiliğin ölümle son bulduğu ve içtihadı birleştirme kararı gereğince ölü kişiye karşı dava açılamayacağı gibi ölü kişi adına tescile de karar verilemeyeceği vurgulanmış; ölen kişiye kayyım tayin edilerek davanın yürütülmesinin de mümkün olmadığı belirtilerek o pay yönünden verilen iptal ve tescil kararı yerinde bulunmamıştır.
- Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 16.05.2017 tarih, 2016/8470 E. – 2017/4036 K. sayılı kararı: Dava, diğer davacılarla birlikte dava açılmadan yıllar önce vefat etmiş bir kişi adına da açılmış ve mahkeme bu kişi lehine manevi tazminata hükmetmiştir. Daire, TMK 28. maddeye göre kişiliğin ölümle sona erdiğini ve bu davacı bakımından taraf ehliyetinin bulunmadığını saptamıştır. Vekilin bu kişi adına vekâletnamesi de bulunmadığından usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı, ölen davacıyı temsil yetkisi olmayan vekil tarafından açılan davanın mirasçılar tarafından takip edilmesinin de mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kararların tam metinlerine Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden ulaşılabilir.
Uygulamada Sık Karşılaşılan Sorunlar
En yaygın sorun, özellikle eski tapu kayıtlarına dayanan davalarda kayıt malikinin çok önce vefat etmiş olmasıdır. Bu dosyalarda dava açılmadan önce nüfus kaydının ve veraset belgesinin temin edilmesi, mirasçıların tamamının davalı olarak gösterilmesi zorunludur. Mirasçıların bir kısmının eksik bırakılması taraf teşkili eksikliği oluşturur; ölü kişinin kendisinin davalı gösterilmesi ise davanın usulden reddiyle sonuçlanır ve bu eksiklik sonradan giderilemez. Tapu iptali ve tescil davalarına ilişkin hizmetlerimiz hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
İkinci sorun, dava sırasında ölüm hâlinde yargılamanın usulüne uygun biçimde sürdürülmemesidir. Mirasçıların davadan haberdar edilmeden verilen hükümler, hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılarak bozulmaktadır. Üçüncü sorun cenin bakımından ortaya çıkar: miras bırakanın ölümü sırasında ana rahminde bulunan çocuğun payının korunması, doğum gerçekleşinceye kadar paylaşımın bekletilmesini gerektirir. Dördüncü olarak, doğumdan hemen sonra ölen çocuğun kişilik kazandığı ve kendi mirasının açıldığı unutulmamalıdır; bu durum özellikle kalabalık mirasçı gruplarında payları değiştirir.
Sonuç ve Pratik Öneriler — Çorum Avukatı ile Süreç Yönetimi
TMK 28, kişiliğin başlangıcı ve sonu bakımından iki belirgin sınır çizer: sağ ve tam doğum ile ölüm. Bu sınırların içinde kalan dönem hak ehliyetinin bulunduğu dönemdir; dışında kalan dönemlerde ise kanun yalnızca cenin lehine koşullu bir istisna tanımıştır. Usul hukuku bakımından sonuç nettir: ölmüş kişi davada taraf olamaz, bu eksiklik dava şartı olarak resen gözetilir ve dava tarihinden önceki ölüm hâlinde giderilemez.
Pratikte yapılması gereken, dava açılmadan önce tüm tarafların nüfus kayıtlarını kontrol etmek, gerekiyorsa veraset belgesi almak, mirasçıların tamamını dosyaya dahil etmek ve yargılama sırasındaki ölümleri derhâl mahkemeye bildirmektir. Taraf ehliyeti ve mirasçılık konularında doğru adımı atmak için deneyimli bir Çorum avukatı desteğine ihtiyaç duyuyorsanız Av. Enes MANTI Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Hukuki Uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut olaya ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Profesyonel hukuki destek için Av. Enes MANTI Hukuk Bürosu (Çorum Barosu Sicil No: 996) ile iletişime geçebilirsiniz.
#Çorum Avukatı #Alaca Avukatı #Bayat Avukatı #Boğazkale Avukatı #Dodurga Avukatı #İskilip Avukatı #Kargı Avukatı #Laçin Avukatı #Mecitözü Avukatı #Oğuzlar Avukatı #Ortaköy Avukatı #Osmancık Avukatı #Sungurlu Avukatı #Uğurludağ Avukatı #Amasya Avukatı #Göynücek Avukatı #Gümüşhacıköy Avukatı #Hamamözü Avukatı #Merzifon Avukatı #Suluova Avukatı #Taşova Avukatı #Tokat Avukatı #Almus Avukatı #Artova Avukatı #Başçiftlik Avukatı #Erbaa Avukatı #Niksar Avukatı #Pazar Avukatı #Reşadiye Avukatı #Sulusaray Avukatı #Turhal Avukatı #Yeşilyurt Avukatı #Zile Avukatı #Yozgat Avukatı #Akdağmadeni Avukatı #Aydıncık Avukatı #Boğazlıyan Avukatı #Çandır Avukatı #Çayıralan Avukatı #Çekerek Avukatı #Kadışehri Avukatı #Saraykent Avukatı #Sarıkaya Avukatı #Sorgun Avukatı #Şefaatli Avukatı #Yenifakılı Avukatı #Yerköy Avukatı #Kırıkkale Avukatı #Bahşılı Avukatı #Balışeyh Avukatı #Çelebi Avukatı #Delice Avukatı #Karakeçili Avukatı #Keskin Avukatı #Sulakyurt Avukatı #Yahşihan Avukatı #Samsun Avukatı #Atakum Avukatı #Canik Avukatı #İlkadım Avukatı #Tekkeköy Avukatı #Alaçam Avukatı #Asarcık Avukatı #Ayvacık Avukatı #Bafra Avukatı #Çarşamba Avukatı #Havza Avukatı #Kavak Avukatı #Ladik Avukatı #Ondokuzmayıs Avukatı #Salıpazarı Avukatı #Terme Avukatı #Vezirköprü Avukatı #Yakakent Avukatı