Alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesinde dolandırıcılık suçunun daha az cezayı gerektiren hâli olarak düzenlenmiştir. Failin gerçek ve meşru bir alacağını elde etmek için hileye başvurması, eylemi suç olmaktan çıkarmaz; ancak cezayı önemli ölçüde hafifletir ve soruşturma ile kovuşturmayı mağdurun şikâyetine bağlar. Alacağını tahsil edemediği için hukuk dışı yollara başvuran kişiler bakımından bu hüküm, ağır bir mahkûmiyet ile sınırlı bir yaptırım arasındaki farkı oluşturur. Bu nedenle dosyanın en baştan doğru kurgulanması için Çorum ceza avukatı desteği alınması yerinde olur.
Aşağıda TCK 159’un hukuki niteliği, uygulanma şartları, alacağın ispatı ve şikâyet usulü; Yargıtay’ın güncel içtihatları ışığında ele alınmaktadır. Maddenin tam metnine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu üzerinden ulaşabilirsiniz.
Alacağı Tahsil Amacıyla Dolandırıcılık Nedir? TCK 159’un Hukuki Niteliği
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesinde yer alan “kendiliğinden hak alma” suçuna, 5237 sayılı Kanun’da bağımsız bir suç tipi olarak yer verilmemiştir. Bunun yerine kanun koyucu, failin meşru bir alacağını elde etme saikini gözeterek belirli suç tiplerinde cezayı hafifleten özel düzenlemeler getirmiştir. Nitekim aynı yaklaşım hırsızlık suçunda TCK 144, yağma suçunda TCK 150/1, dolandırıcılık suçunda TCK 159 ve belgede sahtecilik suçunda TCK 211 hükümleriyle benimsenmiştir.
Bu düzenleme, öğreti ve uygulamada bir nevi haksız tahrik hükmü olarak nitelendirilmektedir. Failin amacı haksız bir kazanç elde etmek değil, kendisine ait olan bir değeri geri almaktır; kanun koyucu bu saiki cezalandırmada dikkate almıştır. Ayrıntılı karşılaştırma için dolandırıcılık suçu cezası (TCK 157) ve yağma suçunda daha az ceza gerektiren haller (TCK 150) başlıklı yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
Alacağı Tahsil Amacıyla Dolandırıcılık Hükmünün Uygulanma Şartları
Maddenin uygulanabilmesi için üç şartın birlikte gerçekleşmesi aranır. Birincisi, mağdur ile sanık arasında gerçekte var olan meşru bir hukuki ilişki ve buna dayalı bir alacak-borç ilişkisi bulunmalıdır. İkincisi, sanık bu borç ilişkisinin doğrudan tarafı olmalıdır; üçüncü kişi adına ya da devralınmış bir alacak iddiasıyla hareket eden fail bu hâlden yararlanamaz. Üçüncüsü, failin gerçekleştirdiği hileli eylem münhasıran söz konusu hukuki ilişkiden doğan alacağın tahsili amacına yönelmiş olmalıdır.
Uygulamada en sık düşülen hata, gerçekte var olmayan ya da tutarı fahiş biçimde şişirilmiş bir alacak iddiasıyla savunma yapılmasıdır. Bu durumda mahkeme, hafifletici hükmü uygulamayarak dolandırıcılığın temel şeklinden mahkûmiyet kurar. Bu nedenle alacağın varlığı ve miktarı; sözleşme, senet, banka kayıtları, mesajlaşmalar ve tanık beyanlarıyla dosyaya somut biçimde konulmalıdır.
Alacağın Meşruiyeti, Şekil Şartı ve İspatı
TCK 159 kapsamında bir alacaktan söz edebilmek için alacağın hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkiye dayanması yeterlidir. Hukuki ilişki, hukuk düzeni tarafından korunan ve geçerli kabul edilen ilişkiyi; hukuki manada alacak ise bir edimle yükümlü borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı hakkı ifade eder.
Önemli bir kolaylık, alacak hakkı doğuran hukuki ilişkinin ilgili kanunlarda öngörülen resmî veya yazılı şekil şartlarına uygun kurulmuş olmasının zorunlu olmamasıdır. Taraflar arasındaki gayriresmî satışlar ya da şekil noksanı bulunan sözleşmeler dahi meşru bir temele dayanıyorsa bu kapsamda kabul edilir. Kumar borcu gibi hukuk düzenince korunmayan ilişkiler ise madde kapsamı dışında kalır.
Alacağı Tahsil Amacıyla Dolandırıcılık Uygulamasına Yön Veren Yargıtay Kararları
Aşağıda, alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık uygulamasına yön veren güncel Yargıtay içtihatlarının konusu ve vardığı sonuç özetlenmiştir:
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 27.03.2024 tarih, 2024/73 E. – 2024/142 K. sayılı kararı: Genel Kurul, kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla hileye başvurmuş olması hâlinde de dolandırıcılık suçunun oluştuğunu kabul etmek gerektiğini belirtmiştir. Kararda, madde metninde bu amacın suçun temel şekline göre daha az cezayı gerektiren bir neden olarak kabul edildiği ve ayrıca bu nedenle soruşturma ile kovuşturma yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlandığı vurgulanmıştır. Böylece hafifletici hükmün suçu ortadan kaldırmadığı, yalnızca yaptırımı ve usulü değiştirdiği ortaya konulmuştur.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 27.03.2024 tarih, 2024/73 E. – 2024/142 K. sayılı kararının şekil şartına ilişkin bölümü: Aynı kararda, alacak doğuran hukuki ilişkinin ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olmasının zorunlu olmadığı, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olmasının yeterli sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Bu tespit, yazılı sözleşme bulunmayan ya da resmî şekle uyulmamış işlemlerde de failin hafifletici hükümden yararlanabilmesinin önünü açmaktadır.
- Yargıtay 11. Ceza Dairesi 20.06.2023 tarih, 2021/8518 E. – 2023/5372 K. sayılı kararı: Daire, sanığın cezayı hafifleten bu hâlden yararlanabilmesi için mağdur ile arasında gerçekten böyle bir borç ilişkisinin mevcut bulunması ve aynı zamanda sanığın bu borç ilişkisinin tarafı olması gerektiğini belirtmiştir. Karar, üçüncü kişinin alacağını tahsil etmek üzere hareket eden failin TCK 159’dan yararlanamayacağını göstermesi bakımından uygulamada belirleyicidir.
- Yargıtay 15. Ceza Dairesi 16.11.2020 tarih, 2019/301 E. – 2020/11482 K. sayılı kararı: Kararda, taraflar arasında bir hukuki ilişkinin gerçekte var olması, sahteciliğin bu ilişkinin varlığının ispatı için yapılması, dolandırıcılığın ise bu hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağın tahsili için gerçekleştirilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Daire böylece hileli davranış ile alacak arasındaki amaç bağının somut biçimde kurulması gerektiğini ortaya koymuştur.
- Yargıtay 6. Ceza Dairesi 21.05.2025 tarih, 2024/5488 E. – 2025/5584 K. sayılı kararı: Daire, hukukî ilişkiyi hukuk düzeni tarafından korunan, geçerli kabul edilen meşru ve hukuka uygun bir ilişki olarak tanımlamıştır. Kararda hukukî manada alacağın ise bir edim ile yükümlü borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı bir hak anlamına geldiği belirtilerek, madde kapsamına girecek alacağın çerçevesi kavramsal olarak çizilmiştir.
- Yargıtay 6. Ceza Dairesi 14.05.2025 tarih, 2023/19653 E. – 2025/5397 K. sayılı kararı: Daire, alacak hakkı doğuran hukuki ilişkinin ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olmasının zorunlu olmadığını, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki bulunmasının yeterli olduğunu kabul etmiştir. Bu yaklaşım, gayriresmî satış ve şekil noksanı bulunan sözleşmelerin de madde kapsamında değerlendirilmesine imkân tanımaktadır.
- Yargıtay 6. Ceza Dairesi 26.02.2026 tarih, 2024/3295 E. – 2026/1834 K. sayılı kararı: Daire, şekil şartına uygunluk aranmayacağı yönündeki yerleşik ölçütü güncel tarihli bu kararında da tekrarlamıştır. Karar, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin varlığının TCK 159 bakımından yeterli sayıldığını teyit ederek içtihattaki istikrarı ortaya koymaktadır.
Kararların tam metinlerine Yargıtay Karar Arama sistemi üzerinden ulaşılabilir.
Şikâyet, Uzlaştırma ve Görevli Mahkeme
TCK 159 uygulandığında soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlıdır. Bu, sanık bakımından son derece önemli bir sonuç doğurur: mağdurun şikâyetten vazgeçmesi hâlinde dava düşer. Uygulamada alacağın ödenmesi veya taraflar arasında bir ödeme planı üzerinde anlaşılması, çoğu dosyada şikâyetten vazgeçme ile sonuçlanmakta ve ceza yargılaması sona ermektedir.
Şikâyet hakkı, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren işlemeye başlayan altı aylık süreye tabidir; bu sürenin kaçırılması mağdur açısından telafisi mümkün olmayan hak kaybı doğurur. Alacağın hukuk yolundan takibi ise ceza dosyasından bağımsız olarak sürdürülebilir; bu konuda itirazın iptali davası gibi icra hukuku yollarının değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç ve Pratik Öneriler — Çorum Ceza Avukatı ile Süreç Yönetimi
Alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık iddiasıyla karşılaşan bir kişi için savunmanın odağı nettir: aralarında gerçek ve meşru bir borç ilişkisi bulunduğunu, kendisinin bu ilişkinin tarafı olduğunu ve hileli davranışın münhasıran bu alacağın tahsiline yöneldiğini ortaya koymak. Bu üç halka tamamlandığında ceza önemli ölçüde hafifler ve dosya şikâyete bağlı hâle gelir. Mağdur tarafında ise, iddia edilen alacağın gerçekte var olmadığının veya sanığın bu ilişkinin tarafı olmadığının gösterilmesi belirleyicidir.
Alacağını tahsil edemediği için hukuk dışı yollara başvurmak yerine icra ve dava yollarını kullanmak her zaman daha güvenli bir tercihtir. Alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık isnadıyla karşı karşıya kaldıysanız veya mağdur sıfatıyla hak arıyorsanız, Çorum avukat ve hukuki danışmanlık hizmetleri kapsamında dosyanızı değerlendirmek üzere, Çorum ceza avukatı ve Çorum alacak avukatı arayışınızda Av. Enes MANTI Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Hukuki Uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut olaya ilişkin hukuki görüş yerine geçmez. Profesyonel hukuki destek için Av. Enes MANTI Hukuk Bürosu (Çorum Barosu Sicil No: 996) ile iletişime geçebilirsiniz.